Kıbrıs sorunu analizi: Yeni dönem mi, eski çıkmaz mı?

Erhürman ve Hristodulidis 13 Ekim'de görüşecek. Kıbrıs sorununda güven yaratıcı önlemler, federasyon tartışmaları ve New York temaslarının analizi.

KIBRIS - 08-10-2026 11:30

Kıbrıs sorunu, yarım asrı aşan müzakere geçmişine rağmen Ada'nın siyasi geleceğini belirleyen en önemli başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülen diplomatik girişimler, zaman zaman yeni beklentiler doğursa da tarafların çözüm modeli, siyasi eşitlik, güvenlik ve yönetim paylaşımı konularındaki farklı yaklaşımları kapsamlı bir anlaşmaya ulaşılmasını zorlaştırıyor.

Son dönemde Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis arasında gerçekleştirilen görüşmeler, diplomatik temasların yeniden yoğunlaşmasını sağladı. Ancak New York'taki gelişmeler, yalnızca liderlerin görüşmesinin değil, bu görüşmelerden somut sonuç alınmasının da önemini ortaya koydu.

NEW YORK'TA GÖRÜŞMELER YAPILDI, ANCAK ORTAK ZEMİN SAĞLANAMADI

Cumhurbaşkanı Erhürman'ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile New York'ta gerçekleştirdiği görüşmede, kapsamlı çözüm müzakerelerinden önce güven yaratıcı önlemlerde ilerleme sağlanması üzerinde duruldu.

Guterres'in gündeme getirdiği yedi önlem arasında yeni geçiş noktaları, mayınların temizlenmesi, doğal afetlere ortak müdahale, düzensiz göçle mücadele, sivil toplum iş birliği, spor faaliyetleri ve karma evliliklerden doğan çocukların Avrupa Birliği vatandaşlığı hakları yer aldı.

Erhürman, bu yedi başlıktan altısının Kıbrıs Türk tarafınca kabul edildiğini, geçiş noktalarına ilişkin önerilerin ise mevcut haliyle kabul edilmediğini ancak değerlendirilmeye açık olduğunu açıkladı.

Buna karşın tarafların yürüttüğü temaslarda ortak bir sonuca ulaşılamaması nedeniyle New York'ta yeni bir üçlü görüşme gerçekleşmedi.

YEDİ MADDEDE ANLAŞILAMIYORSA KAPSAMLI ÇÖZÜM NASIL SAĞLANACAK?

Kıbrıs sorunundaki mevcut diplomatik sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri, kapsamlı çözüm müzakerelerinden önce gündelik yaşamı kolaylaştırmayı amaçlayan önlemlerde dahi uzlaşmanın sağlanamamış olması.

Yeni geçiş kapılarının açılması, afetlere ortak müdahale edilmesi veya gençlerin spor faaliyetlerine katılımının kolaylaştırılması gibi konular, kapsamlı bir siyasi anlaşmaya kıyasla daha sınırlı iş birliği alanları olarak değerlendirilebilir.

Buna rağmen bu başlıklarda ilerleme sağlanamaması, taraflar arasındaki güven eksikliğinin ve siyasi öncelik farklılıklarının ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.

Ancak güven yaratıcı önlemlerdeki anlaşmazlıkların tamamını tek bir tarafın tutumuyla açıklamak da mümkün değil. Geçiş noktalarının konumu, ulaşım bağlantıları, idari yetkiler ve uygulama koşulları gibi ayrıntılar, görünürde teknik olan başlıkları siyasi tartışmalara dönüştürebiliyor.

Dolayısıyla asıl mesele yalnızca hangi tarafın hangi öneriyi kabul ettiği değil, kabul edilen önerilerin nasıl ve ne zaman uygulanabileceği.

ERHÜRMAN VE HRİSTODULİDİS AYNI HEDEFİ Mİ PAYLAŞIYOR?

Kıbrıs Türk tarafı, sonuç odaklı bir müzakere yöntemi geliştirilmesi, siyasi eşitliğin güvence altına alınması ve geçmişte yaşanan başarısızlıkların tekrarlanmaması gerektiğini vurguluyor.

Erhürman, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin belirlediği sırayla güven yaratıcı önlemler, müzakere metodolojisi ve kapsamlı çözümün esasına ilişkin konularda ilerleme sağlanmasını savunuyor.

Hristodulidis ise müzakerelerin üzerinde uzlaşılan Birleşmiş Milletler çerçevesinde yeniden başlamasını hedeflediğini belirtiyor. Kıbrıslı Rum lider, süreçte zorluklar bulunduğunu kabul etmekle birlikte görüşmelerin tamamen çıkmaza girmediğini savunuyor.

Bu noktada iki liderin diplomasiye devam etme yönündeki açıklamaları ile müzakerelerin hangi koşullarda ve hangi yöntemle ilerleyeceği konusundaki farklılıkları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çünkü görüşme masasında bulunmak, kapsamlı çözümün temel ilkeleri üzerinde uzlaşmak anlamına gelmiyor.

FEDERASYON MU, İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM MÜ? TEMEL AYRIŞMA DEVAM EDİYOR

Kıbrıs sorununda müzakerelerin önündeki temel engellerden biri, çözümün hangi siyasi ve hukuki çerçevede şekilleneceğine ilişkin farklı yaklaşımlar.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Ocak 2026'da kabul ettiği 2815 sayılı kararla, siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federasyon temelindeki çözüm yaklaşımını yeniden teyit etti.

Türkiye ise iki devletli çözüm yaklaşımını desteklemeyi sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Erhürman, federal çözüm müzakerelerine açık olmakla birlikte siyasi eşitlik ve müzakere yöntemine ilişkin güvenceler sağlanmadan ucu açık bir sürece girilmemesi gerektiğini savunuyor.

Kıbrıslı Rum lider Hristodulidis ise müzakerelerin 2017'de Crans-Montana'da kesildiği noktadan, BM parametreleri temelinde yeniden başlamasını istiyor.

Bu farklılıklar, yalnızca çözümün adlandırılmasından ibaret değil. Yetki paylaşımı, dönüşümlü başkanlık, güvenlik, garantiler, mülkiyet ve toprak düzenlemeleri gibi konular, olası bir anlaşmanın nasıl işleyeceğini doğrudan etkiliyor.

KIBRIS SORUNUNDA ZAMAN GEÇİYOR, GÜNLÜK SORUNLAR DEVAM EDİYOR

Kapsamlı çözüm müzakerelerindeki ilerleme eksikliği, Ada'da yaşayan insanların gündelik hayatına ilişkin sorunları ortadan kaldırmıyor.

Geçiş noktalarındaki yoğunluk, karma evliliklerden doğan çocukların vatandaşlık işlemleri, iki toplumlu spor faaliyetlerinin önündeki engeller ve ortak çevre sorunları, siyasi anlaşmazlıklardan doğrudan etkilenen alanlar arasında bulunuyor.

Bu nedenle güven yaratıcı önlemler yalnızca kapsamlı müzakerelere hazırlık niteliğinde değil, aynı zamanda iki toplumun günlük yaşamını iyileştirebilecek bağımsız adımlar olarak da önem taşıyor.

Siyasi çözüm için yürütülen diplomasi ile insanların bugünkü ihtiyaçları arasında kurulacak bağ, görüşmelerin toplum nezdindeki karşılığını da etkileyebilir.

13 EKİM GÖRÜŞMESİ NEDEN ÖNEMLİ?

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis'in 13 Ekim Salı günü saat 15.30'da, Birleşmiş Milletler himayesinde ara bölgede bir araya gelmesi planlanıyor.

Kıbrıslı Rum hükümet sözcülüğü, görüşmenin hedefini müzakerelerin yeniden başlaması yönünde somut ilerleme sağlamak olarak açıkladı.

Görüşmenin değerlendirilmesinde üç konu belirleyici olacak: Yedi güven yaratıcı önlemden herhangi birinde uygulamaya dönük uzlaşı sağlanıp sağlanmadığı, müzakere yöntemine ilişkin ortak bir çerçeve oluşturulup oluşturulmadığı ve daha geniş katılımlı bir toplantı için hazırlık takviminin belirlenip belirlenmediği.

Bu başlıklardan herhangi birinde somut ilerleme kaydedilmesi, diplomatik sürecin işleyişine ilişkin yeni bir veri sunacak. Ancak bunun kapsamlı çözüm üzerinde uzlaşıldığı anlamına gelmeyeceği de açık.

RADAR ANALİZ | ASIL SORU GÖRÜŞME SAYISI DEĞİL, ORTAYA ÇIKAN SONUÇ

Kıbrıs sorununun müzakere geçmişi, diplomatik temasların tek başına siyasi anlaşma üretmediğini gösteriyor.

2017'de Crans-Montana'da sonuçsuz kalan görüşmelerin ardından taraflar arasındaki temel ayrışmaların bir bölümü bugün de devam ediyor. BM Genel Sekreteri Guterres'in yeni bir genişletilmiş toplantı öncesinde hazırlık ve somut ilerleme üzerinde durması da bu geçmişle bağlantılı.

Bu nedenle mevcut süreçte yalnızca liderlerin ne kadar sık görüştüğüne değil, hangi konularda ortak karar alabildiklerine ve bu kararları uygulayıp uygulamadıklarına bakılması gerekiyor.

Kıbrıs sorununun geleceği açısından yanıt bekleyen soru şu: Taraflar, kapsamlı çözüm konusunda ayrışmaya devam ederken en azından iki toplumun günlük yaşamını kolaylaştıracak ortak adımları hayata geçirebilecek mi?

13 Ekim görüşmesi, bu soruya verilecek yanıt açısından yeni bir değerlendirme fırsatı sunacak

 

Günün Diğer Haberleri